Ana içeriğe atla

Bob Marley'in Torunundan Mesaj Var


Dünyaca ünlü Jamaikalı müzisyen Bob Marley'in torunu Donisha Prendergast ile yolumuz Ottawa Üniversitesi'ndeki bir etkinlikte kesişti. 2013 yılının soğuk bir Şubat günüydü. 

Bizim gibi dünyanın dört bir köşesini kendine ev bellemiş Prendergast ile bir araya gelip de gördüğümüz, görmediğimiz tüm sokaklardan; o sokaklara sıkışıp kalmış hayatlardan, Türkiye'den, Japonya'dan, Jamaika'dan, şiirden ve Nazım Hikmet'ten konuşmamak olmazdı. Olmadı da.

Donisha ile yaptığımız çok özel bir video röportajı çok yakında sitemizde yayımlayacağız. Ama önce Donisha'nın Dünyanın Bütün Sokakları okurlarına gönderdiği bir mesaja yer vermek istedik: "Farklı diller konuşuyor olsak da, aslında aynı türküleri söylüyoruz".

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Öz-le-dim!

Aniden hortlayabiliyor bir müzik, parfüm, tak ı  veya bir söz ile denk geldiğimde o hal ı n ı n altına ittiğim duygularım.  Çalışma hayatını üretken olmaktan dolayı seviyorum lakin aynı zamanda o hal ı n ı n altındakilerin çıkmasına da az zaman bıraktığından hoşnutluğum bir başka. Çalışmıyor olsaydım da evde oturamazdım, önce hafif eski bir yelkenli alıp onu tamir eder sonra da denize açılırdım ya da yine eski bir VW Westfalia  alıp içinde yaşanacak şekilde tamir edip turlamak isterdim.

Elephant's World

Unutamayacağım deneyimlerden birini Tayland "Elephant`s World"de yaşadım; Kanchanaburi'de, Kwai Köprüsü'ne 40 km uzaklıktaki fil barınağında. Sevgilim N. ile küçük çaplı dünya turumuzun Asya ayağının ilk ülkesi Tayland'ın Kanchanaburi eyalatinde 12 gün solo planlarımızı uygulamak için ayrılacaktık. Batı Tayland'ta, Bangkok'a 120 kilometredeki Kanchanaburi; doğal parkları, şelaleleri, hayvan barınakları ve nehirleri ile anılan bir eyalet.

Kanada Mühendisi'nin Yüzüğü

Mühendislik Yüzüğü  Kanada üniversitelerinin herhangi bir mühendislik dalından mezun olan öğrencilerin, özel bir seremoni eşliğinde taktıkları yüzüktür. Paslanmaz çelikten veya incelikle işlenmiş demirden yapılmış olan bu yüzükler; kalem tutan, imza attığınız, dominant elinizin serçe parmağına takılır ki, bir proje imzalarken, bir dizayn yaparken yüzeye ilk yüzük temas etsin ve çıkarttığı t ını  ile size hata yapma olasılığınızı ve mühendislik etikleri üstüne ettiğiniz yemininizi tekrar tekrar hatırlatsın.

Dispanserin Bahçesinden Işıltılı Caddelere

Lise çağımdaydım. Evim Balıkesir’deydi. Ailem, arkadaşlarım, tüm yaşantım orada, o küçük ve sevimli şehrin içindeydi. Sevimli olmasına sevimliydi ama, tüm diğer taşra kentleri gibi Balıkesir de insana dört duvar arasında kalmış hissi veren, sınırlı, kapalı bir yerdi. Sanki hayatın bir fragmanını yaşıyorduk orada, gerçeği kentin duvarlarının ötesinde; İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’deydi. Gürül gürül akıyordu da hayat, biz orada öylece duruyor gibiydik, sanki. Her ayın başında, Şan Sineması’nın hemen karşısındaki gazete bayisine büyük bir heyecan içinde koşmamız bu yüzdendi. Tüm dünya, geçmişin ve geleceğin toplamı hatta, sanki yoğunlaşıp tek bir kara deliğe çökmüş ve o da koca evrende gelip bu büfenin önündeki “Yaysat” sepetine düşmüştü. Sinema, Atlas ve Gezi dergilerinin yeni sayıları gelmişse onları hemen raftan kapar, eğip bükmeden, üzerlerindeki naylona dahi zarar vermeden çantalarımıza atar ve evlerimizin, Underground Cafe’nin, yahut bahçesinde saatlerce oturduğumuz hüküm...