Ana içeriğe atla

Cadılar Bayramı Hazırlıkları

Cadılar Bayramı öncesinde Toronto sokaklarında gezerken karşıma çıkan kimi ilginç ev süslemelerinin fotoğrafını çektim. Bu işe hazırlıklı çıkmamıştım evden, fotoğraf makinem yoktu yanımda. İmdadıma cep telefonum yetişti... Aslında zaman yaratabilirsem sırf bu amaçla bir gün gezmek istiyorum, o kadar sıra dışı süslemeler var ki. Önünden hep otobüsle geçtiğim bir ev var ki çatıdan yere kadar kocaman bir örümcek ağı ile örtülmüş. Fotoğraflayabilirsem o ve diğerleri de burada yerini alacak, elbette!


Haloween ne kadar büyük bir olaymış meğer buralarda. Bir kaç haftadır sokaktaki tüm çocukların dilinden düşmüyor. Herkes bir kostüm arayışına girmiş. Yalnız çocuklar da değil, yetişkinler için de çeşit çeşit kıyafet dükkanların vitrinlerindeki yerini almış durumda. 













Bu fotoğrafları çektikten bir kaç gün sonra, yine sokak sokak gezip bu alandaki koleksiyonumu biraz daha zenginleştirdim! İkinci gezide çektiğim benzer fotoğrafları Cadılar Bayramı Hazırlıkları 2 başlıklı gönderide bulabilirsiniz.. 


Yorumlar

  1. çok ilginç :)
    daha fazla fotoğraf paylaşabilirsen harika olur :)

    YanıtlaSil
  2. Daha renkli fotoğraflar yolda, bir kaç gün içinde ekleyeceğim siteye..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hey Gidi Ece Temelkuran!

“İçinde deniz olmayan bir şehirde yaşayamam. Çünkü yüzümü denize döndüğüm zaman herkesi arkamda bırakmış olurum ve işte bu sayede, gerçek anlamda kendimle baş başa kalabilirim.” Bir belgesel için İstanbul Boğazı'ndaki bir çay bahçesinde söyleşirken böyle demişti bana Ece Temelkuran. İngiliz Körfezi, Vancouver, 2022 Bu şehirde deniz yok ama büyüleyici Ottawa Nehri, ya da Algonquin dilindeki ismiyle, Kitchissippi var. Bu akşam ben yüzümü işte o nehre dönüp herkesi ve her şeyi unutacak, kendi ellerimden tutacaktım. Güneş Kitchissippi üzerinde alçalmıştı ve Temelkuran’ın sözleri hafızamda yankılanıyordu. Birden, en beklenmedik anda, sarhoş edici güzellikte bir müzik başladı. Notalar gelip dört yanımı sarıverdiler. Havada, suyun üzerinde, ağaçların dallarından sarkar biçimde ve de yüzmekte olan kazların gözlerindeydiler. Şurası açıktı ki, arkamda bırakmaya niyetlendiğim insanlar bir araya gelmiş ve beni kararımdan caydırmak için el birliği yapmışlardı. “Acilen bir şeyler düşünmeliyiz”, ...

TROMSØ: Kutup İkliminde Üç Gün

2010 yılının K asım ayı. Saat üç, öğleden sonra. Hava karanlık. Tüm sokak lambaları yanıyor. Kuzey kutup dairesinin yaklaşık 350 km kuzeyinde, kutup noktasının ise 2000 km güneyinde, Norve ç'in Tromsø kentindeyim.  Yerler buzla kaplı olsa da, kentte bulunduğum 3 gün süresince hava sıcaklığı -5 derecenin altına inmiyor. Dünya coğrafyasının bu kadar kuzeyinde böylesine "ılıman" bir havayla karşılaşmak şaşırtıyor beni. Bu hep böyle midir, yoksa Tromsø Türkiye'den gelen garip yolcusuna "Hoş geldin" mi demektedir, bilemiyorum. Uzaktan gelen yolcusunu karşılamaya hazır, boş bir sokak

Bir Doğa Harikası: Maui

Aloha! Bir sahil kasabas ı d ü şünün. Dağlarına çıktığınızda size bin bir renkle bezeli doğası ile kucak açan bir yağmur ormanı, muhteşem gün doğuşlarına şahit olacağınız volkanik bir krater, onlarca çeşit deniz canlısıyla yan yana y üzebilece ğiniz koylar, kilometrelerce uzanan plajlar ve g üçlü bir yaşam enerjisi ile dolu bir şehir düşünün. Maui'ye hoş geldiniz!

Dispanserin Bahçesinden Işıltılı Caddelere

Lise çağımdaydım. Evim Balıkesir’deydi. Ailem, arkadaşlarım, tüm yaşantım orada, o küçük ve sevimli şehrin içindeydi. Sevimli olmasına sevimliydi ama, tüm diğer taşra kentleri gibi Balıkesir de insana dört duvar arasında kalmış hissi veren, sınırlı, kapalı bir yerdi. Sanki hayatın bir fragmanını yaşıyorduk orada, gerçeği kentin duvarlarının ötesinde; İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’deydi. Gürül gürül akıyordu da hayat, biz orada öylece duruyor gibiydik, sanki. Her ayın başında, Şan Sineması’nın hemen karşısındaki gazete bayisine büyük bir heyecan içinde koşmamız bu yüzdendi. Tüm dünya, geçmişin ve geleceğin toplamı hatta, sanki yoğunlaşıp tek bir kara deliğe çökmüş ve o da koca evrende gelip bu büfenin önündeki “Yaysat” sepetine düşmüştü. Sinema, Atlas ve Gezi dergilerinin yeni sayıları gelmişse onları hemen raftan kapar, eğip bükmeden, üzerlerindeki naylona dahi zarar vermeden çantalarımıza atar ve evlerimizin, Underground Cafe’nin, yahut bahçesinde saatlerce oturduğumuz hüküm...